Hoşgeldiniz ( Giriş Yap | Kayıt Ol )

Navigation

Forum Links

Forum Navigation

Collapse

Bir Sonbahar İç Çekişi

Gönderen:  prekerims @ 23.08.2008 - 15:23
Hepimiz biraz günahkar,
Hepimiz biraz yalnızız

Bundan değil midir,
Kendimizi en kalabalık gördüğümüz anlarda,
Üstümüze giydirdiğimiz yalnızlıklarımız"



Yine hüzzam makamının bütün kasvetini toplamış sinesine İstanbul
Hüzünler düşüyor mutlulukların üstüne,ayak izlerimizde nü resimli gizli iç çekişlerimiz
Canını yaktıklarımız,uğruna yandıklarımız,hem savrulup hem de savurduklarımız
Tutunmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz anda yüreğimizde yar(a) olan yarelerimiz

Sormak lazım üstadlara,ayrılığı elmas gibi satırlarda işleyen koca yürekli adamlara/kadınlara



Hüznün zamanı var mıdır,varsa neden bu hüzün tablosunda sonbahar suçlu gibi durur.Döktüğü yapraklar yetmemiş midir ayrılıkların diyetine..


Bir genç kızın tümcesinden düş-tü bir mevsimin kişilikli tasviri,dilsiz gururu..



Ayrılıkların mevsimi,sol yanınım en büyük ağrısı Sonbahar’ıma sevgilerimle..


Gidenler bilir acıyı en iyi Sonbahar taşır üstünde eşsiz bir gece kıyafeti gibi.Onun içindir ki ne zaman arkası dönük bir kız ya da erkek varsa resimlerde mevsim hep aynı mevsimdir ve sevdalıların yüreğindeki acının dili gözyaşlarında ağıtlara dönüşür..

Ya kız çok seviyordur ya da erkek ama gitme zamanı gelmiştir ikisinden biri için ve bu yükü ben taşıyabilirim diyen arkasını dönüyordur..Geride kalanın aklında şizofrenik eylemler,dilinde dualar gönlünde kapanmayacak yaraların ilk sızıları..

Bulutlu bir gökyüzü olmalı bir ayrılığın ayrılık gibi olması için,bulut ağlamalı rüzgar haykırmalı..Elde valiz,valizin içinde geleceğe ölü doğacak düşler olmalı..Ve biri boynunu bükmeli ben suçsuzum der gibi..

Karşılıksız olmalı aşk bazen,ayrılık bu tür durumlarda yaralı bir hastaya son hızla ulaşamaya çalışan ambulans gibi olmalı..Sesini kilometrelerce öteden duyurabilmeli..Hazırlıksız yakalanmamalı sevdanın hazan zamanlarına..Yoksa ten üşür,yürek ölür..Zıttı olmalı oysa,ten yanmalı yürek matem tutmalı..

Geçmiş galasını sunmalı iki çift yüreğe,beraber içilen çayın lezzeti zehir olmalı dudaklarda..Son kez öpüşmenin ölümcül olacağını görmesi için ayrılanların..İlk bakış,ilk hediye ve ilk seni seviyorum sözcüğü son kez yad edilmeli..İlkler yerini son bakışa,son hediyeye ve artık bitti sözcüğüne devretmeli görkemli bir törenle..

Varlık yerini yokluğa,yokluk kendini yeni yerine adapte etmeli..Sallanırken vedalar eşliğinde eller yokluk güç olup yağmalı kalanın damarlarına..Mağrur olmalı kalan bir o kadar da güçsüz..Öfkeler birikmeli soluğunda, hatırladığında kırık yüreğinden dökülecek kelimelere yetecek kadar ben olması lazım gerek içinde..
Ve ne olursa olsun tek kelam edilmemeli,yalnızlığında savuracağı edepli edepsiz haykırışlara anlam katabilmeli..




Bir kız gitmeli bu öyküden erkek arkasından seni seviyorum diye bağırmalı

Bir erkek gitmeli bu masaldan kız arkasından seni hiç unutmayacağım diye içli içli ağlamalı


Bir ayrılığın kısa anatomisinden bir parça…


Yazan: VeDa


Yorumlar: 0 :: Yorumları Oku

Collapse

Kenar Süsü,

Gönderen:  prekerims @ 7.07.2008 - 10:08
Senin bir hayatın vardı, planların, zamanların vardı. Benimse hiç bir şeyim yoktu senden başka. Senin hayatında, senin planlarında, senin zamanlarında yaşadım sessizce. Orada olduğumu unuttuğun zamanlar olduğunda bile, kırılmadım sana. Sadece sevdim. Hep sevdim. Çok sevdim seni. Sessizce, hayatını izlerken, yaşadıklarınla yaşadığımı zannederken, sadece sevdim seni. Başka bir şey de elimden gelmedi.

Kenar süsü oldum hayatında,
Yani olmasam da olurdu.


Sen mutlu olduğunda benim de mutlu olmam gerektiğini düşündün, ben de mutlu oldum. Hayallerimin ne kadar farklı olduğunu umursamadım. Hayallerimi umursamadım. Senin yanında olduğum sürece hiç bir şeyi umursamadım. Beklediklerim, istediklerim, düşündüklerim o kadar önemsizdi ki senin için; benim için de öyle oldu zamanla. Sadece yanında olmak, sadece sana bakmak, sadece sana dokunmak yetti. Ya da bana öyle geldi.

Sen mutsuz olduğunda ben çekildim kabuğuma. Seni rahatsız etmemek için. Seni daha da mutsuz etmemek için. Tek önemli olan senin mutluluğun olduğu için...

Rezil ettim kendimi,
Dağıttım
İçtim
Düştüm


Hayatım ellerimden kayıp giderken, ben senin hayatını süslemekle meşguldüm, fark edemedim. Yaşamımın gerisinde kalan zamanlarımın, en güzel zamanlarım olduğunu fark edemedim. Bir gün pişman olacağımı, o zaman çok geç olacağını bilemedim, vazgeçtiğim hayallerin bir daha asla gerçekleşemeyeceğini düşünemedim. Sadece sevdim seni. ÇOk sevdim. Başka türlüsü de elimden gelmedi.



Kenar süsü oldum hayatında. Hiç bir şeyin olamamaktansa...


Yazan: Nehir (NHR)
Yorumlar: 0 :: Yorumları Oku

Collapse

SAKLI MEKTUPLAR-XXXXI-

Gönderen:  prekerims @ 13.06.2008 - 10:50
kapıda bekleyen çevrilmez imiş
dinlemek önce, sormak sonra, bedel âhirde imiş
gelmeyi bilene “git” denmez imiş
kapı set değil, mahremiyete örtü imiş...
aç kapıyı Şiraze, her hâlimi terkettim de geldim.
bir toz, bir zerre, bir damla mikyasında
(“keşke” demekten)
vazgeçmek için sana geldim.



Temmuz faslında, tekil ya da çoğul; mürşid susuzluğu boğazımda; mahlû, mağlûb, mazlum; Latin şöhretin duvarlarına tırmanıyorum, görmek için çöküşün dehşetini.



insanlar bilirim, hep insan hep insan
insanlar bilirim Şiraze, insandan daha insan
insanlar Şiraze; ne insan, ne de insan
insanlar; bilirim ben, bazen insan...


alamıyorum kendimi, ölçülü bir sensizlik sevdası tutturmuşum; ne uzun, ne kısa; bildiğin gibi sert şiirler okuyorum yine, daha da sertleşmek için; bildiğin gibi bir yana söylenirken duyurmadan can’a, cânan’a, canefşan’a; öte yana gözyaşı döküyorum; hep bildiğin gibi Şiraze, alamıyorum kendimi; hazin bir öykü bu, biraz muştulu, biraz kusurlu, biraz da kuşkulu.

aklım sende kalmadı
sen alıp götürdün onu,
bilakis Şiraze


kesif bir unutmak sinmiş üzerime de; farkettim unutmuşum ben yokuşa vurduğum fasılları, hisar dibi fasl-ı sabahları, fasıl fasıl kopuşları. yıllar her şeyin üzerine ölü bir örtü sermiş; ipeksi ya da satensi parlaklık göz alıcı. unutmuşum ben Şiraze, her ne varsa gerimde ya da ardımda ya da mâzi çekimli fiillerimde. hâlhazırda her mektup başına oturuşumda, yazmak için yine sana; bir garip unutmuşluk dolanıyor kelâmıma. bir garip unutmuşluk ve ben Şiraze. ben ve şu unutmak hissi, kol kola dolanıyoruz yıllardır bir uçtan bir uca.



Maltepe’de bir köprü
bir köprü, Maltepe’de...
altından su yerine makina akardı
beraber alabildiğine gürültü


unuttum ben her şeyi ve bir de bu her şeyle beraber kendimi. ne yana bakarsam bakayım Şiraze yüzümde aynı ifade, ne yöne gidersem gideyim aynı rutin duruştayım; heyecansız ve isteksiz ve tâkatsiz ve bütün şatafattan, süsten, debdebeden arınmış. aklımın bir köşesinde hep şeb-i arus Şiraze.

sıradan bir gün, akşam üzeri; “git” emrine uymanın rahatlığı içinde, yeryüzü şekillerinin çeşitliliği arasında gezinmedeyim. her yerde dağ ya da ırmak; her yerde çöl ya da vâdi; her yerde deniz ya da göl; her yerde orman ya da bozkır... her yer aynı işte Şiraze; yollar, yollar, yollar... bir kere gittim diye duramıyorum, bu gidişi durduramıyorum, gitmelerden dönemiyorum. her hâlimle taraflıyım, tarafım; kesin, net ve bir o kadar eğik.

tarafım Şiraze; her kitapta arandın, her kitapta parçalandım, her kitapta biraz daha anladım: okudukça daha çok kaybolacağım; her kitapta Şiraze, her kitapta... hiç başlamasaydım olmayacaktı sonun; hiç başlamasaydım böyle bitmeyecek, böyle bitirmeyecektim seni.

Şiraze,
ölçülü bir sensizlik sevdası tutturmuşum; ne uzun, ne kısa




şiraze’den şiraze’ye




Yazan: Şiraze

Yorumlar: 0 :: Yorumları Oku

Collapse

"SEVGİLİ... EN SEVGİLİ... EY SEVGİLİ"

Gönderen:  prekerims @ 9.06.2008 - 11:28
SEVGİLİ… EN SEVGİLİ… EY SEVGİLİ…



Sen geldiğinde…

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Her şey, büyük bir başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü. Ruhlar bir şey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
İşte böyle bir zamanda, gelişinle insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularının düğümlerini çözdün. Ve bu çözüş ve çözülüş, sadece insanların kalbinde ve ruhunda değil, diğer varlıklarda da, dille tarifi mümkün olmayan bir değişiklik, bir farklılık ve bir incelik, bir yücelik meydana getirdi. Ve insanların, bir yokluk panayırında; nefislerinin, menfaatlerinin, kinlerinin, nefretlerinin, kibir ve gururlarının, azamet ve asaletlerinin esiri ve yürekleri tarumar olmuş bir halde, oradan oraya savruluşlarını durdurarak, akıllarını hikmetle, kalplerini ziynetle doldurdun. Sevgi yeniden doğdu; âlem nurunla can, merhametinle kemal, izzetinle şeref buldu. Bütün bunların ve harikalar harikası daha nice işlerin, nice güzelliklerin hepsi, kadem-i pakinle yeryüzünü onurlandırdığında oldu.



Sen geldiğinde…

Nurun; bütün doğuyu ve batıyı, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını aydınlattı ve Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin anlattığı gibi; "O gece evin içi nurla doldu ve yıldızların sanki üzerlerine dökülecekmiş gibi sarktıklarını” gördüler.
Bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi ise, bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirdi:"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin /Çok alâmetler belirdi gelmeden"
Ve yine aynı gece; Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü. İran’daki Kisranın sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi. Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü. Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen Mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi. Bütün bunlar işaret ve tabii alametti ki; dünyayı henüz teşrif eden zat, ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.




Sen geldiğinde...

İnsanlık, afâkı kızıllığın sardığı bir devirde, her dem tazelenen dertleri ve feryadın bininin bir para olduğu günde, azat bekleyen köleler misali, asırlardır yeni bir sabah bekliyordu. Çünkü, kadim zamanlardan beri, çoraklığı artmış, gücü tükenmiş, parlaklığı azalmış, bin bir türlü ihanete, acıya ve adaletsizliğe gömülmüş, her türlü kötülüğe sahne olmuştu dünya... Ve artık her gece daha karanlık, her sabah daha hüzünlüydü. Düşülen girdapların, açılan yaraların, koşulan uçurumların sayısını bilen yoktu.

Her dokunuş yeni bir ıstıraba sebep oluyor, her bakış yeni bir sancı getiriyordu. Her duyuş; bir öncekinden az, her hissediş; bir öncekini aratıyordu. Ve böyle bir zamanda, herkes ve her şey yeni bir “oluş”, yeni bir “doğuş” bekliyor, bunun hasretiyle yanıyordu. Devir o devir, gün o gün ve bekleyiş o bekleyişti ki; Nurullah Genç de, “Yağmur” adlı şiirinin bir bölümünde buna benzer bir durumu dile getiriyordu:

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların


Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sen geldiğinde...

Ve senin gelişinle birlikte… Cihana yeni bir avaze saldılar zulmün elinde oyuncak olanlar... Gücü yokedilenler, güçleri ellerinden alınanlar, yokluğa, yoksulluğa, yılgınlığa mahkum edilenler... Çare diye ölümü göze alanlar... Çare diye zulme saplananlar... Çare diye sadece çaresizliği tanıyanlar... Bu dünyaya geldiklerine, yaşadıklarına, yaşayacaklarına pişman olanlar...

İşte onlar ve onlardan sonra gelen bazıları ki; böyle bir gelişe, bütün varlıklarını ve bütün aşklarını bağışlayabilirlerdi. Yeter ki; “parmaklarından güneşler emziren çeşme”, yani bu gelişin sahibi, getirdikleriyle doyursun onları... Mehmet Ragıp Karcı, “Kainatın Efendisine” diyerek, bakın nasıl yalvarıyor bir şiirinde...

senin bir tek hâtırana
bütün aşklarımı bağışlayabilirim
kederli ve memnun türkülerimi
çiçeklerimle
ağaçlarımla göz yaşlarımla
övgüler geçirip damarlarımın karanlığından
sözlerin ve kalbimin
elpençe divan durduğu
bakışını
zamana ve toprağa dayayıp alnımı
ve ellerimi
sen parmaklarından güneşler emziren çeşme
doyur beni


Sen geldiğinde...

Istırap duraklarında çile doldurmaktaydılar mazlumlar... Hürriyetleri ellerinden alınmış, varlıkları eritilmiş, canları mal gibi alınır satılır olmuştu pazarlarda... Düzen bozuk, isyan dorukta, insanlık mezardaydı. Masumiyet, merhamet, vicdan ve şefkat kendinden utanır olmuş, gizlenmişlerdi adeta dünyanın en uzak köşelerine... Ve bu geliş, bu doğuş; farkında olanlar için, yeni ve aydınlık bir dünyaya açılan bir kapı oluyordu. Adem Konan’ın mısralarıyla onlar şöyle yalvarıyordu bu gelişin sahibine:

Efendim aah! Rüzgârım ahh! Efendim!
Kötülük çağında dünyaya geldim.
Girsin aydınlığın rüyalarıma,
Artık kurudu nehrim!..


Su çekildi,
Taşlara yapıştım bir yosun gibi...

Sana çağırıyor beni
Serin yaprak, yeşil su,
Güvercin beyazlığı yahut olgun fildişi...
Gülümsüyorsun gibi...



Nerelere tutunurdum olmasan,
Gölgelere
Yahut suya mı yazardım arzuhâlimi!?.


Sen geldiğinde...

Boşa çıktı “reislerin, kâhinlerin, şairlerin kuvveti”... Zalimlerin hükmü bozuldu, mazlumlar dünyaya hükümdar oldu. Getirdiğin ilahi emirle, insanlık yeniden can buldu; diri diri gömülen kız çocukları, bir eşya kadar değeri olmayan kadınlar baş tacı oldu. Gece kendine geldi, gün dirildi, zamaneye itibar hükmünü yitirdi, insanlık bir başka zamana evrildi. Gözyaşları çözüldü sevgi oldu, matem umuda döndü, kavga barışa...

Ne var ki; zaman geçtikçe, ay geçtikçe, yıl geçtikçe ve dahi asırlar geçtikçe, o büyük ve o yüce peygamberin getirdiği ilahi emirleri gerektiği gibi uygulamayan, ya da işine geldiği uygulayan insanlık, Arif Nihat Asya’nın mısralarında olduğu gibi, yeniden yalvarır, yeniden yakarır ve yeniden o güzel günleri hayal eder oldu:

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!


Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!



Sevgili… En sevgili… Ey Sevgili…
Senden umut kesmek olur mu?
Çünkü “kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır”.



Yazan: İsmail BİNGÖL

Yorumlar: 0 :: Yorumları Oku

Collapse

Terk Ettin Beni

Gönderen:  prekerims @ 26.05.2008 - 9:45
Öykünün içine koyunca tüm acılar katlanılabilir hale geliyor* Demiş birileri. Ben de acılarımı öykülerin içine koymayı denedim. Sayfalarca yazdım bana bıraktığın acıları, yine de katlanamadım sensizliğe. Yokluğunun acısı bilindik acılardan değil çünkü. Yazdıkça azalacak, paylaştıkça yok olacak bir acı değil. Zamanla geçecek bir yara hiç değil. İnsanın içini buran, yüreğini acıtan, hayatını solduran bir acı sensizlik. Sensizlik hayatı bomboş hale getiren bir sessizlik.

Yazmasam çıldıracaktım**biliyordum, fakat yazdıkça da ağırlaşıyor içimde sancıların. Sensizliğin çıldırtan sessizliğine ilaç olmuyor hiç bir şey. Ne yazmak, ne yazmamak, ne ağlamak ne de kendini kandırmak, yaşamaya çalışmak sahte bir mutluluğu.

Yoksun işte tek gerçek bu.

Gidişinin acı gerçeği; ne şekilde söylersen söyle, ne şekilde yazarsan yaz; Terk etmek işte.

Terk ettin beni, beni ve içimdeki kırılgan sevgiyi. Fırtınalardan korumaya çalıştığım narin gelinciği. Paramparça ettin camdan yüreğimi. Şimdi kalbime ne zaman dokunsam elimde aşkının kesikleri...

Terk ettin işte, ömrümce doyamam dediğin gözlerimin yeşilini.
Yerle bir ettin, hiç bir şeye değişmem dediğin sevgimin değerini.


Terk ettin beni.

İşte gidişinin yazmakla tükenmeyen gerçekliği.

Yazan: NHR (NehiR)

* Karen Blixen
** Sait Faik
Yorumlar: 0 :: Yorumları Oku

Collapse

Forum İstatistikleri

6 kullanıcı son 15 dakikadır aktif durumda
Active Users 6 misafir, 0 üye, 0 gizli üye
Listeleme şekli: Son Tıklama, Üye Adı
Bugün Doğan Üyelerimiz
calendar Bugün doğan hiç üyemiz yok
Forum İstatistikleri
Board Stats
New Posts
New Posts
No New Posts
No New Posts
26 kayıtlı üye bulunan forumumuzda toplam 266 ileti gönderildi.
Aramıza en son katılan üyemiz: asdasd
En çok 11 kullanıcı 20.08.2008 - 11:56 tarihinde sitemizi ziyaret etti

Collapse

Giriş Yap

Kullanıcı:
Şifre:

Collapse

Saat


Collapse

Yeni Üyeler

Kullanıcı Adı Giriş
asdasd 22.07.2008 - 13:12
kralkaya 18.04.2008 - 10:36
murtikurti 6.01.2008 - 14:48
bitli_piyade 26.11.2007 - 21:57
öztürk 25.10.2007 - 20:13

Collapse

Aktif Üyeler

Kullanıcı Adı Posts
prekerims 123
niyalim 9
nur_ays 0
SimoNN 0
admin 0

Collapse

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet [ 1 ]
**  [100.00%]
Hayır [ 0 ]
**  [0.00%]
Toplam Oy: 1
Sadece üyeler ankete oy verebilirler. 

Collapse

Top Mesajlar

Forum Konular Cevaplar
Edebiyat 58 0
Aşk Meşk 41 0

Powered by Unreal Portal v2.2.3 © 2008 Romsource
Basit Görünüm Tarih: 28.08.2008 - 10:08